Cover Image

Mai ve Siyah

Ekim 10, 2024 Okuma süresi: 7 dakika
Halit Ziya Uşaklıgil

Halit Ziya Uşaklıgil’in 1896-1897 yıllarında Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilen romanı.

Mai ve Siyah, bir hayal kırıklığının romanıdır.
Mai (mavi) hayali, siyah ise gerçekleri temsil etmektedir. 

Roman boyunca hayaller gerçeklerle çatışır.
Romanın ana karakteri Ahmet Cemil, romantik ve hayalperest bir tiptir. En büyük hayali bir şiir kitabı çıkararak para ve şöhrete kavuşmaktır.
Bir diğer hayali de yakın arkadaşı Hüseyin Nazmi’nin kız kardeşi Lamia ile evlenmektir. Ancak aşk teması romanda ikinci planda kalır.
Ahmet Cemil, romanın sonunda iki cephede de hayatın acı gerçekleri karşısında hayal kırıklığına uğramaktan kurtulamayacaktır.
O, bir anlamda Servetifünun neslinin bir sembolüdür.
Eser, dönemin edebi tartışmalarını ortaya koyması bakımından da önemli bir kaynaktır.
Romanda mekân, kişi ve olay unsurları realist roman anlayışına uygun olarak işlenmiştir.
Romanda hâkim bakış açısı kullanılmıştır.
Özet

Roman, Ahmet Cemil’in hayallerinin anlatıldığı Tepebaşı bahçesindeki bir ziyafet sahnesinin tasviri ile başlar. Ahmet Cemil, babası öldüğü için annesi Sabiha Hanım ile kız kardeşi İkbal‘in geçimini de üstlenmek zorunda kalır.
O, bir taraftan roman çevirileri ve özel derslerle hayatını kazanmaya çalışırken diğer taraftan Mülkiye’yi bitirmeye çalışan genç bir edebiyatçıdır.
Tek tutkusu öteden beri hayal ettiği büyük eserini yazabilmektir. Yazacağı eser hem kişilik gelişiminin bir parçası hem de içten içe sevdiği Lamia’ya kendisini ispatlamasının bir yoludur. Lamia, Ahmet Cemil’in Mekteb-i Mülkiye’den arkadaşı Hüseyin Nazmi‘nin kız kardeşidir. Genellikle Ahmet Cemil’in bakış açsıyla tasvir edilen Hüseyin Nazmi, romanda servet sahibi bir babanın mesut ve bahtı açık oğlu olarak kurgulanmıştır.
Ahmet Cemil, Mülkiye’den mezun olduktan sonra Babıali’deki yenilik hareketinin öncüsü sayılan Mir’at-ı Şuun gazetesinde çalışmaya başlar. Buradaki arkadaşlarının aracılığıyla kız kardeşini Matbaa Müdürü Tevfik Efendi‘nin oğlu Vehbi Bey ile evlendirir. Bu evlilik konusunda oldukça ısrarcı olan 

Tevfik Efendi, gazetenin imtiyaz sahibi Hüseyin Baha Efendi’nin ortağı ve gazetenin asıl sermayedarıdır.
Ahmet Cemil’in ailesi bu evlilik yüzünden peş peşe gelen darbelerle sarsılacaktır. On altı yaşında bir kızla evlenen Tevfik Efendi, bir süre sonra felç olur. Genç karısı ve oğlu Vehbi Bey bir ilişki içindedir. Hatta ikisi de Tevfik Efendi’nin ölümünü gözlemektedir. 

Babasının yokluğunda Vehbi Bey’in kontrolüne geçen gazetede çalışanlar birer birer tasfiye edilir. Hüseyin Baha Efendi’nin koltuğu Ahmet Cemil’e kalır. Ahmet Cemil, yapılanları tasvip etmese de yaşananlara seyirci kalmakla yetinir.
Ahmet Cemil, eniştesi Vehbi Bey’in kendisine önerdiği matbaa ile ilgili tasarıların etkisi altında kalır. Karşılığında küçük evini ipotek ettirmeye razı olur.
İkbal ise yapmış olduğu evlilikte mutsuzdur. Hamile kalmasına bile sevinemez.
İkbal’e oldukça kötü davranan Vehbi Bey, genç kadının yaptığı her şeyde bir kusur bularak kendini sürekli ondan ve ailesinden üstün gören bir tavır sergiler. İç güveysi olmasına rağmen hakaretlerine devam eden Vehbi, eve sarhoş geldiği bir gün İkbal’i döver. Bebeğini düşüren genç kadın, birkaç gün sonra da iç kanamadan ölür.
Matbaaya alınan yeni makinelerin borcu da Ahmet Cemil’in üzerine kalır. Bu yüzden de rehine koyduğu evini satmak zorunda kalır. Öte yandan matbaadaki tüm kontrolü Vehbi’ye kaptırır.
Gazeteden kovulan Şair Raci, başka bir gazetede Ahmet Cemil’in şiirleri aleyhine ağır bir eleştiri yazısı yazar. Ahmet Cemil ile Raci kişilik ve edebiyat anlayışı bakımından birbirinin zıddıdır. Raci, eski edebiyatın savunucusu ve temsilcisi olarak gösterilen uçarı bir tiptir. Vehbi Bey, Raci’nin yazısını gazetesi için bir prestij kaybı olarak gördüğü için Ahmet Cemil’i matbaadan kovar.
Matbaada hiçbir hakkının olmadığını, borçların ise kendi üzerine yazıldığını öğrenen Ahmet Cemil büsbütün ortada kalır.
Ahmet Cemil’in kendisine duyduğu sevgiden habersiz olan Lamia ise bir başkası ile nişanlanır.
Hayallerine veda eden Ahmet Cemil, kendisine büyük bir ün ve para getireceğini umduğu şiirlerini sobada yakar. Eserine yüklediği anlam, aslında bir yanılsamadan başka bir şey değildir: “Şimdi o kadar çocuk olduğundan utanıyordu. Bu, kendisine ne kazandırabilirdi? Merak ederek bir göz atacakların ilgisiz bir tebessümünden, fena bulmaya hazırlanmış beş on arkadaşın yalan tebriklerden başka bu eserden ne ümit olunabilirdi.”
Ahmet Cemil, şiiri bir ideal olarak görmesine karşın bu konudaki fikirleri henüz olgunlaşmamıştır. Kendisi de bunun farkındadır. O, şairden çok şairliğe öykünen biridir.
Romanın sonunda Ahmet Cemil, Arabistan’daki bir görevi kabul eder ve annesini de yanına alarak İstanbul’u terk eder. Aynı gün yakın arkadaşı Hüseyin Nazmi ise yeni görevine başlamak üzere Avrupa’ya hareket etmek üzeredir.

Cover Image

Kırık Hayatlar

Temmuz 26, 2023 Okuma süresi: 4 dakika
Özet

Kırık Hayatlar’ın başkarakteri Ömer Behiç, tıp tahsilini Avrupa’da tamamlamış bir iç hastalıkları uzmanıdır. Gençliğinden beri evlenip mutlu bir yuva sahibi olmak isteyen Ömer Behiç, aslında ruhunda maddi hazların arzusunu da barındıran bir kahramandır.
Ömer Behiç, hastalarından bir olan Vedide’ye âşık olur. Kısa süre sonra da evlenirler. Osmanlı kadın tipini sembolize eden Vedide, içe kapanık tutumu ve çevresine karşı davranışlarıyla yazarın idealize ettiği bir karakterdir. Selma ve Leyla adında iki çocukları olan çift, yıllardır hayallerini süsleyen güzel bir ev yaptırarak oraya yerleşir. Bu ev, mutluluk içinde bulunan aile için dış hayatın çirkinliklerinden kurtuldukları bir sığınma mekânıdır. Evlerinin penceresinden şahit oldukları kırık hayat hikâyelerini izlerler. Ancak çok geçmeden Ömer Behiç’in arkadaşı Bekir Servet aracılığıyla kendi hayatları da yıkılmaya başlayacaktır.
Bekir Servet, Aşk-ı Memnu’daki Behlül karakterinin bir benzeri niteliğindedir. Ömer Behiç’i, Veli Bey’in hanımı ve kızlarıyla tanıştırır. Yine Aşk-ı Memnu’daki Melih Bey takımının bir benzeri olan bu aile, Ömer Behiç’in mutlu yaşamına kara bir gölge gibi düşer.
Karakterli, ahlaklı ve manevi değerlere önem veren bir kahraman olarak çizilen Ömer Behiç; hep kınadığı bir şeyi gerçekleştirerek eğlence âlemlerinde boy gösteren Neyyir ile yakınlaşır.
Neyyir ile sık sık bir terzi dükkânının üst katında buluşan Behiç, karısı Vedide’yi ve çocuklarını ihmal eder.
Yasak aşkı ve ailevi sorumlulukları arasında bocalamaya başlayan Ömer Behiç, iki kadını da sever. Vedide’yi sadık, güzel ve iffetli bir eş ve anne olduğu için severken Neyyir’i gençliği, güzelliği ve şen şakrak tavırları nedeniyle çekici bulmaktadır. Bu iki kadın arasında kalan ve ikisini de bırakamayacağını bilen Ömer Behiç, yıllardır övündüğü ahlakı ile maddi hazları arasında bocalar.
Neyyir ile olan ilişkisi boyunca eşine ve çocuklarına gerekli ilgiyi gösteremeyen Ömer Behiç, kızı Leyla’nın hastalığı ile yeterince ilgilenemez. Kısa süre sonra da Leyla ölür. Bu ölüm, Ömer Behiç’i mahveder. Leyla’nın vefatından sonra Neyyir’den uzaklaşmaya başlayan Ömer Behiç, gerçek huzuru bulmak ümidiyle karısı Vedide’ye döner. Küçük kızı Leyla’nın ölümü ve Neyyir’in başka bir adamla evlenmesinden sonra sığınabileceği tek kişi Vedide’dir. Ancak hayatının eskiye dönemeyecek şekilde yıkıldığının da farkındadır.
Kırık Hayatlar romanında kadınlara düşkünlüğü ile tanınan birçok karakter ile üç kadının dramı da işlenir. Bunlardan biri Vedide’nin dadılığını yapmış Andelip Bacı’dır. Çocuğu olmayınca kocasının ikinci bir evliliğine razı olmayıp tekrar Vedide’ye sığınmıştır. İkinci bir evlilik için yıllarca bekleyen Andelip Bacı’nın bu isteği gerçekleşmez. Evin hizmetçisi Suzidil ise içkiye düşkün kocası Mehmet Ali’nin şiddetine maruz kalmış ve hasta çocuğu Ferit ile Ömer Behiç’in evinde hizmetçilik yapmaktadır. Ömer Behiç’in evinde yaşanılan bu hayatların dışında onun dışarıda işi gereği tanıdığı kişilerin hikâyeleri de romanda geniş yer tutar. Ömer Behiç’in hastası Şekûre Hanım bunlardan biridir. Ferruh Bey, ailesinin zorlamasıyla başkasını sevmesine rağmen Şekûre Hanım’la evlenmiştir. Kocasının yasak ilişkisini bilen Şekûre ise vereme yakalanıp ölecektir.

İlgili Sayfalar


Cover Image

Aşk-ı Memnu

Mart 14, 2023 Okuma süresi: 12 dakika
Halit Ziya

Halit Ziya Uşaklıgil’in ustalık dönemi romanıdır.
Aşk-ı Memnu, “yasak aşk” demektir.
Roman, 1889-1900 yıllarında Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilmiştir.
Türk edebiyatının Batı tekniğinde yazılan ilk romanıdır.
Roman; neden-sonuç yasasına göre gelişen olayları, derin psikolojik tahlillerle oluşturulan karakterleri, kullanılan anlatım teknikleri ve okurun ilgisini canlı tutan kurgusu ile edebiyatımızın ölümsüz eserlerinden biridir. Eser, bu açılardan realizm akımının başarılı örneklerindendir.
Romanda hâkim (ilahî) bakış açısı kullanılmıştır.
Halit Ziya, en başarılı kadın karakterini bu romanda yaratmıştır (Bihter).

Türk toplumunun pek alışık olmadığı hırslı, mücadeleci, intikamcı aynı zamanda hassas, duygusal açlık çeken ve hayatın gerçekleri ile duyguları arasında sıkışmış modern kadın trajedisi romanda ustalıkla işlenir. Yasak aşkı konu alan roman, Batılı bir hayat yaşayan zengin bir Türk ailesinin etrafında İstanbul’da geçmektedir.

Özet

50’li yaşlarındaki Adnan Bey, Boğaziçi’ndeki büyük bir yalıda çocukları Nihal ve Bülent ile zengin bir yaşam sürmektedir. Eşini, ikinci çocuğu Bülent dünyaya geldiğinde kaybeden Adnan Bey, bir sandal sefasında görüp beğendiği Firdevs Hanım’ın küçük kızı Bihter ile evlenmek ister.

Firdevs Hanım, kızlarıyla Rumeli sahilinde küçük bir yalıda yaşamaktadır. Bu aileden romanda “Melih Bey takımı” olarak bahsedilir. Bu ad, Firdevs Hanım’ın yıllar önce ölen kocası Melih Bey’den gelmektedir. Genç sayılabilecek bir yaşta dul kalan Firdevs Hanım; 45 yaşlarında, bakımlı, güzel bir kadındır. Onun hayatta güzel giyinip eğlenmekten başka derdi yoktur. Melih Bey ile evliyken başka erkeklerle görüşmekte sakınca görmemiş hatta bu nedenle eşinin genç yaşta ölmesine neden olmuştur.
Firdevs Hanım’ın kendisinden genç, güzel ve mutlu oldukları gerekçesiyle kızları Peyker ve Bihter’e kin besler bir hâli vardır. Yaş takıntısı olan kadın, kendisini büyük valide yaptı diye torununa bile tepki duyar. Firdevs Hanım, Adnan Bey’in kendisine evlilik teklif etmesini beklerken teklifin kızına gelmesiyle büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Bu durum Bihter’le annesi arasında bir çatışmaya yol açar.
Bihter; gösteriş merakı, hırsı ve zayıf ahlakı nedeniyle zaten annesinden nefret etmektedir. Hatta en büyük korkusu onun gibi bir kadına dönüşmektir. Adnan Bey’le evlenerek annesinden intikam almak ister. Bu evlilik, aynı zamanda annesinin tavırlarına dayanamayan Bihter için bir kaçıştır.
Adnan Bey’in kızı Nihal, hastalıklı bir yapısı olduğu için her şeyden çabuk etkilenen bir karakterdir. O, küçük yaşta kaybettiği annesine olan özlemini kardeşi Bülent ile babası üzerinden gidermeye çalışır. Adnan Bey’in oldukça genç bir kadın olan Bihter’e evlenme teklif ettiğini Nihal’e mürebbiyesi Matmazel Courton söyler. İyiliksever, koruyucu ve merhametli bir karakter olan Matmazel Courton uzun yıllardır çocukların mürebbiyesidir. 
Adnan Bey ve Bihter her şeye rağmen evlenir. Nihal, bu evliliği kabullenmekte zorlanır. 

Nihal, sonrasında oldukça kıskanç bir tavır sergiler. İçe kapanık mizacı ve gururu, onu dertleşmekten alıkoymaktadır. Bu durumlarda müzik, genç kadın için sığınabildiği huzurlu bir liman olur. Okuyucu onu sık sık piyanosunun başında görür. Nihal’in çekingen ve hassas kişiliğini tetikleyen en önemli unsur ise kıskançlıktır. Bihter’in eve gelmesi ile tüm bunlar daha uç noktalara ulaşır.
Uçarı bir hayat süren yirmi yaşındaki Behlül ise Adnan Bey’in yeğenidir. Babası Anadolu’da bir vilayete memur olarak gittiğinden beri Galatasaray Lisesinde (Mekteb-i Sultanide) yatılı olarak okumaktadır. Haftada bir amcasını ziyarete gelen Behlül ile Bihter’in ilişkisi birbirlerine duydukları nefretle başlar. Genç ve yakışıklı Behlül, romanda hazların peşinde koşan, alaycı tavrını göstermekten çekinmeyen bir karakterdir. Onun ahlaki ve toplumsal kuralları hiçe sayması roman boyunca farklı açılardan anlatılır. İki ailenin katıldığı bir piknikte Behlül, Firdevs Hanım’ın büyük kızı Peyker ile yakınlaşmaya çalışır. Evli ve çocuk sahibi Peyker ise Behlül’ü açık bir dille reddeder. Olanları Bihter de görmüştür.
Bihter, kavuştuğu zengin hayata rağmen bir sene sonunda evlilikten ve kocasından sıkılmaya başlar. Kocasına saygı duysa da evlilikte aradığı bu değildir. O; tutkuyla sevmek, sevilmek ve büyük bir aşk yaşamak ister. Behlül ile Bihter’in arasındaki nefret zamanla tutkuya dönüşecektir. Yaptığı evlilik yüzünden kendini talihsiz bir kadın olarak gören Bihter için ufukta bir mutluluk parıltısı belirmiştir. Bihter, en çok korktuğu şeyi yaşar: annesine benzemek. O, artık gerçekten de annesinin kızıdır.
Behlül için elde etmek, elde tutmaktan çok daha önemlidir. Başlangıçta Bihter’e Peyker’den intikam almak için yaklaşsa da zamanla bu ilişki bir tür aşka dönüşmüştür. Genç adam, hayatında hiç böyle derin ve uzun bir sevda yaşamamıştır.
Bu arada Nihal, Bihter’in evde yaptığı değişikliklerden rahatsız olmaktadır. Bihter, Bülent’i ablasının odasından alarak ayrı bir odaya yerleştirir. Babası da Bülent’in artık büyüdüğünü düşünerek bu kararı onaylar. Evdeki hizmetçiler de Bihter’den şikayetçidir. Hatta bazıları yalıdan ayrılmak zorunda kalır. Bülent’in yatılı okula gönderilmesi Nihal’i iyice çileden çıkarır. Dayanamayıp Bihter’i sevmediğini genç kadının yüzüne karşı söyler.
Aynı evde gizli gizli görüşen Bihter ile Behlül arasındaki ilk heyecan ve korkular geçmiş, ilişki sıradanlaşmaya başlamıştır. Bu arada Matmazel Courton, ikili arasındaki yakınlaşmayı fark eder. Adnan Bey’e âşık olan Matmazel, bir anne olmamasına rağmen annelik içgüdülerini Nihal ile gidermiş, ona merhametle ve şefkatle yaklaşmıştır. Behlül’den uzak durması ve dikkatli olması hususunda onu uyaracaktır.
Yaşadığı yasak aşkı sorgulamaya başlayan Behlül, Bihter’i zamanla düşük bir kadın olan Firdevs Hanım’a benzetir. Onun için zaten hayatına giren bütün kadınlar birer heyecandan ibarettir. Bihter ise düşkün bir kadın olmaktan ancak Behlül’ü daha çok severek kurtulacağını düşünmektedir.
Kendi yalısındaki rutubeti bahane eden Firdevs Hanım da Adnan Bey’in yalısına taşınır ve kısa sürede kızıyla Behlül arasında geçenleri sezer. Annelik içgüdüsüyle kızının evliliğini korumak ama daha önemlisi şahsi menfaatlerini kaybetmemek için Nihal ile Behlül’ün arasını yapmaya çalışır. Firdevs Hanım’ın kötü ününü daha önce duymuş olan Nihal, aslında ondan da nefret etmektedir.
Behlül ve Nihal çocukluktan beri pek anlaşamaz görünseler de aralarında hiç kaybolmayan bir dostluk vardır. Bu dostluk, Firdevs Hanım’ın girişimleriyle aşka dönüşür. Matmazel De Courton’un tüm çabalarına rağmen Nihal, Behlül’den uzak duramaz. Tüm bunların üzerine Matmazel De Courton da bir süre sonra yalıyı terk eder. Evin siyahi hizmetlisi Beşir de saf bir kalple Nihal’e âşıktır.
Bihter’den soğuyan Behlül, Nihal’e açılır. Onu sevdiğini söyler. Yaşananları öğrenen Bihter, kıskançlık krizi geçirir. Behlül, hislerini Bihter’le de paylaşır. Bihter, bu nişana müsaade etmeyeceğini söyler. Hatta annesinden bu nişan işini bozmasını ve Behlül’ü yalıdan uzaklaştırmasını ister. Dediklerini yapmazsa da her şeyi kocasına anlatmakla tehdit eder.
Behlül’ün gönül ilişkilerindeki tek farklılık Nihal ile yaşadığı ilişkide görülür. O, pişmanlıklarını Nihal’in masumiyeti ile arındırmaya çalışır.
Bir müddet sonra Adnan Bey, kızı Nihal’i Behlül’le nişanlanmaya karar verir. Behlül’ün de bu evliliği istiyor olması Bihter’i çileden çıkarır.
Hasta olan Beşir ise verem edebiyatının Adnan Bey yalısındaki ümitsiz kurbanıdır. Bihter ile Behlül aralarındaki ilişkiyi bilse de Nihal’in zarar görmemesi için bir süre susar. Nihal’in Behlül ile yakınlaşması onun hastalığını daha da artırmıştır. Bu arada 
Nihal, merdiven başında Bihter ile Behlül arasında geçen bir konuşmaya şahit olunca düşüp bayılır. Gerçeği öğrenen Nihal, günlerce hasta yatar. 

Nihal’in durumuna dayanamayan Beşir, Adnan Bey’e bildiği her şeyi anlatır. Adnan Bey çılgına döner. Bu arada Behlül yalıdan kaçar. Adnan Bey de hesap sormak için Bihter’in yanına gitmiştir. Terk edildiği için hayal kırıklığı içerisindeki Bihter, çözümü intihar etmekte bulur.

Aile, büyük bir travma yaşamaktadır. Evden gönderilen hizmetliler ve Fransız Matmazel yalıya çağrılır. Bülent de yatılı okuldan döner. Aile, büyük üzüntülerin ardından başlangıçtaki sükunetli anlara dönmüş olur.

İlgili Sayfalar

👉 

Eser Özetleri

👉 Halit Ziya Uşaklıgil

Yararlanılan Kaynaklar

Aşk-ı Memnu Romanını Psikanalitik Bir Çözümleme Denemesi, Özlem Kayabaşı
Aşk-ı Memnu’da Karakterlerin Çatışmaları, Tercihleri ve Akıbetleri, Mahfuz Zariç
Halit Ziya’nın Aşk-ı Memnu Romanında Kadın Temsillerinin Toplumsal Cinsiyet Açısından İncelenmesi, Erdi Demir


Cover Image

TÜRK EDEBİYATI DİL ANLATIM: TÜRK DİLİ İÇİN

Ocak 10, 2010 Okuma süresi: 3 dakika




En Türkçenin ezelî bir âşığıyım. Hepimiz öyle değil miyiz? Türkçeyi muhtelif devirlerinde, muhtelif libaslarla, muhtelif şekillerde gördüm ve sevgilimi o şekiller, o libaslar altında kendi cevherinde sevdim.

Ben eski Bâbıâlî kâtiplerinden işittiğim süslü dili sevdiğim gibi Aksaray’da karpuz sergisinde müşteri ayartmak için çığırtkanlık eden Türk delikanlısının türlü zarafetlerle dolu olan Türkçesini de sevdim.
Ben divan edebiyatının gazelleriyle mest oldum. Fakat sevgili İzmir’imin, ismini yâd ettikçe ciğerimi sızlatan sevgili İzmir’in İkiçeşmelik kızının incir işlediği esnada okuduğu Türkçe şarkıyla da mest oldum. Ben o sevgiliyi atlas şalvarıyla, başının üzerinde altın işlenmiş takyesi ile gördüm. Ben onu, perişan gönüllü şairin:

O gül endâm bir al şâle bürünsün, yürüsün;
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün, yürüsün.
beytinde olduğu gibi, bir şala sarılıp büründüğünü görerek de sevdim. Sonra üç peşli entarisiyle, canfes terlikleriyle salınırken yine gördüm, yine sevdim.


Başında hotozu, belinde kuşağı, sedef kakılı sediri üzerinde uzanmış yahut Sâdâbâd’da, Göksu’da seyrana çıkmış hâliyle gördüm, yine sevdim.


Fakat tabiatta her şey tekâmülden, inkılâptan ibaretse, bazen tekâmül bazen inkılâp devirden devire geçtiği gibi her devrin zevki de birbirinin aynı olmaz. Ben son devrin İpekiş’in kelebek kanadı kadar ince, zarif, dört metrelik kumaşı ile giyinmiş, başında küçücük beresiyle bir rüzgâr gibi kaldırımlar üzerinde seke seke giden ve rüzgâr mı onu götürüyor, o mu rüzgârı götürüyor diye insanı şüpheye düşüren haliyle de Türkçeyi gördüm ve sevdim.


Halit Ziya UŞAKLIGİL


Hakkında

Bu kısım siten hakkında bilgi verir. Burayı değiştirmek ve düzenlemek için admin->eklentiler->tanımı düzenle

Etiketler